Daktilo
Kendimi önemli hissettiğim ilk
yer, küçük bir dükkândı. Şimdi ofis filan diyorlar havalı olsun diye, ama dükkândı
işte. Ne eksik ne fazla. Üniversiteye gidene kadar, her yaz tatilinde gider o dükkânı
beklerdim. Dedem müşterilere ev göstermeye gittiğinde ya da bir işi çıktığında boş
kalmasın diye. Her gelen de ‘sonra uğrarız kardeşim’ deyip kapıdan dönerdi,
beni umursamadan. Çok bozulurdum. Çokça da sıkılırdım.
O zamanlar pasajdaki dükkânlarda,
emlakçılıktan arzuhalciliğe kadar her iş yapılırdı. Emekli maaşını
yettiremediğinden, dedem de gözüne kestirdiği her işe el atardı. Bir yaz “Güven Emlak”
yazan tabelasında, başka bir yaz “Sayısal Loto Bayii” yazarken, değişmeyen tek
şey daktilosuyla yazdığı dilekçelerdi. Tuşlara her dokunduğunda çıkan seslere
hayran kalırdım ama hiç dokunamazdım daktiloya. Bir gün dedem yeni evlenecek
çifte, uzaktaki bir daireyi göstermeye gitti. Pasajda yaşıtım kimse
olmadığından, vakit geçsin diye gazete okuyayım dedim. Fakat çok ciddi
geldiler, memleketin haliyle ilgilenecek yaşta değildim henüz. Gönül meselelerim
daha önemliydi kazalardan, cinayetlerden ve de siyasetten.
Gazeteleri bıraktıktan sonra masasının
üzerindeki değerli kutuyu açmaya karar verip, daktiloyu kılıfından çıkardım.
Onu her defasında büyük bir dikkatle izlemiş olmalıyım ki, bir profesyonel edasıyla
kâğıdı takıp, ince ayarlarını yaptım. İlk tuşa basıp, “seni özledim” in “s” sini yazdım sonra. Her tuş sesinde havaya
girdim, büyüdüm yazar oldum sandım. Gözlüklerim de olsaydı keşke dedim. Daha
entel görünürdüm.
Üniversiteye gidince ilk iş gözlük
aldım kendime. Bir de yazmaya devam ettim. Kâğıt, kalem, bilgisayar ne bulsam
yazıyordum. O gün emlakçı dükkânında yazdığım iki paragraflık yazı, yüreğimdeki
seti kaldırmıştı. İkinci sınıftaydım dedem öldüğünde. İlgilenecek kimse olmadığından dükkanı kapatıp, eşyaları sağa sola dağıttılar. Emektar daktiloyu verdirmedim kimseye, kolumun altına alıp Ankara’ya getirdim.
Eskiden olduğu gibi çekiniyorum yine kılıfından çıkarmaya. Ya kimse kızmazsa bana tuşlara dokununca?
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.