Ay tutulması
Ay tutulması varmış bu gece. Gitmeseydin, beraber izlerdik. Hem benim gibi son anda gazeteden okumaz günler önceden bilirdin sen. Nereye gideceğimizi planlar, arabanın arkasına battaniyeyi daha sabahtan koyardın. Canım sıkıldı şimdi haberi okuyunca. Bir kadeh rakı koysam geçer mi?
Ay tutulması varmış bu gece. Gitmeseydin, beraber izlerdik. Hem benim gibi son anda gazeteden okumaz günler önceden bilirdin sen. Nereye gideceğimizi planlar, arabanın arkasına battaniyeyi daha sabahtan koyardın. Canım sıkıldı şimdi haberi okuyunca. Bir kadeh rakı koysam geçer mi?
En son seninle içmiştik, gitmeden iki gün
önce. Bir akşam içeyim dedim geçenlerde. Hususi peynir aldım marketten,
dilimledim koydum tabağa. Sonra biraz da meyve çıkardım. Rakı mezesiz olmaz der
kızardın ya hep. Donattım işte masayı kendimce. Kadehin dibini vurdum masaya,
başladım içmeye. O şarkı çalmasaydı, şişenin dibini görürdüm. Radyonun
cızırtısından o kadının “bir kızıl
goncaya benzer dudağın, açılan tek gülünün sen bu bağın…” dediğini
duymasaydım, o son yudum boğazımda takılıp kalmazdı.
Ne zaman fasıla gitsek herkes bilirdi bu
şarkıyı isteyeceğini. Her sözünü ezbere bildiğin tek şarkıydı belki de. Sen
dinlerken mest olurdun, ben sana bakarken. Yetmiş yaşına da gelsek aynı masada
aynı şarkıyla sarhoş olacağımızı düşünürdüm hep.
Yarım kalmış rakı şişesi dolapta duruyor hala.
Gelirsin diye değil de, bir gün seni beklemekten vazgeçersem diye.
Ay tutulmuş çoktan. Gazete dününmüş. Bugünden
yarının gazetesini alabilsek ne güzel olurdu dimi? Mesela o sabah gideceğini
bilseydim, erkenden uyanırdım. Zihnimde gidişinin bir fotoğrafı olunca, belki
yokluğuna daha kolay inanırdım.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.